Blog Listem

2 Mayıs 2024 Perşembe

Ben

13.10.2023

Dağınık odasıyla mutlu olan bir insanı tamamen yıkamazsınız. Ayakkabısını bağlamaya üşendiği depresif dönemlerinde yakalarsanız belki şansınızı deneyebilirsiniz. Ama tamamen yıkamazsınız dağınık odasıyla mutlu olan o adamı. Mutluyken de, değilken de, sarhoşken de, ayık taklidi yapacak kadar az sarhoşken  de... Tamamen yıkamazsınız dağınık odasıyla mutlu olan adamı. Beyni bunu yapmaya elverişli olmasa bile kalbinden çıkan sarmaşık sürgünleri dokunduğu ilk saf güzel şeye sarılı verir. Tamamen yıkamazsınız kalbine ket vurmayan adamı. Oturduğu odada birbirinden alakasız; oradan buradan toplanmış gibi duran kimisi boş saksıları dakikalarca, saatlerce izleyen adamı yıkamazsınız tamamen. 

19.10.2023

Kendi kendine bir şeyler yapıp pişman olan adamı pişman edemezsiniz. Kaygısıyla barışmasa da üzüntüsüne sarmalayıp uyuyan adamı yabancılaştıramazsınız yeterince. Varoluşsal yalnızlığın insanların arasındaki yalnızlığıyla kaynaştırmaktan zevk alan bir adamı yalnızlaştıramazsınız. İnsanlardan nefret eden ama onların arasında yürümeden duramayan bir adamdan nefret edemezsiniz. Beynini sürekli uyuşturan, düşünmekten zevk almasına rağmen düşünmemeyi sağlayacak şeyleri yapan adama nasihat vermeyin. Çünkü öğretemezsiniz yeterince. Kendisini hep birilerinden üstün görür dağınık odasıyla mutlu olan adam. Odasının toplanmasından hoşlanmaz kendisini birilerinden üstün gören adam. Çoğu şeyi iyi yaptığını zanneder odasının toplanmasından hoşlanmayan adam. Ama sakardır kendisi. Bazen sırf bir şeyleri kırıp dökmemek için kalkmaz masasından. Üşengeçtir kendisi. Çok fikri vardır masasından kalkmayan adamın. Ama bir şey yaptığı görülmez bu çok fikri olan adamın. Tembeldir kendisi. Dışarıdan sert görünür bu tembel adam. Sert gözükmek için çaba da göstermez. Merhamet sahibidir kendisi. Fazla duygusal olmasına rağmen ağlayamaz kendisini birilerinden üstün gören adam. Cevap alamasa da hayvanlarla konuşur sert gözüken adam. En sevdiği aktivite sessizce oturup etrafa, insanlara bakmaktır. Meraklıdır kendisi. Sevgi gösteren herkese karşılık verir hayvanlarla konuşan adam. Saygı gösterene güvenir. Ama yapılan saygısızlıkları unutmaz fazla duygusal olmasına rağmen ağlayamayan adam. Bazen ölmek ister bu meraklı adam. 

21.10.2023

Sessizce bir bankta oturmayı çok sever ölmeyi isteyen adam. Uzun kalırsa biraz beli ağrır. Beli rahatsızdır. Kaygılarının verdiği acıyla belinin ağrısını çoktan unutmuştur bankta sessizce oturmayı seven adam. Yazar olmayı isterdi bir zamanlar, bu beli ağrıyan adam. Belli ki insanları analiz edebilme gücünü kaybetmişti. Çoğu zaman kendini yaşlı, huysuz bir adam gibi hisseder. Ona buna sinirlenir sessizce bankta oturmayı seven adam. Kimseye müdahale etmez. Düşünerek hatalarını kendileri bulsun ister. Umursamaz olabilir kendisi. Ama çoğu hareketlerini irrasyonel bulur insanların. Doğa gibi düşünür kendisi. Gereksiz enerji israfları gereksizdir. Bu yüzden kendisini asmak istemez ama. Kendisinin gereksiz olduğunu düşünmez çünkü. Egoisttir kendisi. Gündüzün aydınlığı ya da gecenin karanlığı gibi şeyler ile ruh hali değişen insanlardan değildir kendisi. İyiyse iyi, kötüyse onu yaşamaya çalışır. Hayatı kendisi için zorlaştırmaz denemez onun için. Bazen zorlaştırır çünkü. Arıları çok sever ama baharın gelişini düşlemez sessizce bankta oturan adam. Alıp bütün sene kış olan bir ülkeye bırakırsanız bu arıları seven adamı. Arıları sevmekten vazgeçmez. İrrasyonel aksiyonlara sinir olur bu arıları seven adam. Sessizce bankta otururken "eğer insan içindeyse" çok görür bu aksiyonları, eylemleri. Huysuzdur kendisi. Bir şeyler öğretmeyi sever bu huysuz adam. Öğrenmeyi de sever kendisi. Dogmalarla çarkı dönen bir ülkeye bile alıp bıraksanız bu öğrenmeyi seven adamı. Öğrenmeyi sevmekten vazgeçmez. Hem insan sevmez hem de kalabalıkları sever bu öğrenmeyi seven adam.

Aklı başında gözükse bile dağınık odasıyla mutlu olan adam. Aslında pek de öyle değildir. Çok kolay kandırabilirsiniz kendisini. Size ihtiyacı olduğunu hissettirseniz yeter. Kimseye ihtiyacı olmaması fikrinden nefret eder bu çok kolay kandırılabilen adam. Kimseye ihtiyacı olmadığını söyleyen insanlara da inanmaz zaten. İnançsızdır kendisi. Bazı şeylere çok kolay bağımlı olabildiğinin farkındadır bu arıları seven adam. Ama bu iradesizdir demek değildir asla, onun için. Aşkı gerekli görür arıları seven adam. Olmasa da olur diyemez bir türlü. Olmasa da olur diyecek diye bir gün, çekinir kendisi. Yaşadığını sadece bu yolla hissetmez. İyi şeyler kadar kötü şeylerin de yaşadığını hissetmesini sağladığını anlamıştır çoktan. Düşünür kendisi. Düşünür ve bunun bir yere varmasını beklemez. Bunun için içi rahattır çoğu zaman. Her şey olacağına varır demez aslında. Kaderci değildir kendisi. Kendisinin geçmişine baktığında bugün geldiği yere gelmek için bir şeyler inşa ettiğinin farkına da varmıştır. Kim bilir: belki de şu anda aynı şeyleri yapıyordur. Bunu yaparken cidarındaki insanları mantıkla seçmeye çalışır. Hata yaptığı da olur. Olur olmadık insanları çevresine alır. İyi ki farkına çabuk varır da daha fazla zarar görmez.

Kahve ve tütün içer, insan sevmez ama topluluklara karışmayı sever. İnsanlara kolay güvendiğini bilir, bunu kırarsa kendisi için iyi olacağını bilir. Ama kusur ya, bırakamaz güvenmeyi. Saygısızlığa tahammül edebildiği için hiç iyi hissetmez kendini. Merhamet sahibidir. Aşık olmak ister. Bunu söylemekten çekinmez. Bu konuda gamsızdır kendisi. Gamsız insanlardan da hoşlanmaz. En azından bir şeylere tepki verebilmeli insan diye düşünür. Eski müzikleri sever. Eski kitapları biriktirir. Dinlerken ya da okurken, yayın zamanlarını düşünür. Yayınlandıkları zamanda yaşayan insanları düşünür. Nasıl yaşadıklarını, ne hissettiklerini merak eder. Ne katacağını düşünmeden yapar bu tarz şeyleri. Şiir dinlemek gibi. Sadece yapar. Pragmatikliği her şeye bulaştırmamaya çalışır. Öyle yaşamın robotlaştıracağını düşünür çünkü. İnsanlara "öğüt" vermesi gerektiğinde: şöyle yapmalısın yerine şöyle yaparsan şöyle olabilir ama ne istediğini sen bilirsin der. Emri vakiden hiç hoşlanmaz. Hatta nefret eder.

Şarkıda söylediği gibi "Tek ihtiyacın aşktır." diye düşünür. Her şeyi çözecek olan şey aşktır demez. Ama çoğu şeyi çözmek için "aşkın daha kolay hale getirdiğini" düşünür. Bu zamana kadar çözdüklerinde aşkın pek bir etkisi olmamıştır. Fakat zamanla ihtiyacı olduğunu anlamıştır. Bunun sebebi hormonlar olabilir, yeterince sevgi hissetmemiş olmak olabilir. Bunu henüz bilemez. Ama bilir ki tek ihtiyacı aşktır. Bazı konularda motivasyonunu geri kazanmaya çalışır. Şimdiye kadar başarılı olduğu söylenemez. Ama uğraşmaktadır. Önemli olan da budur. Motivasyon kazanmaya çalışmaya motivasyonunun olması. Bu onun için iyidir. Mutlu olur bundan. Saçının okşanmasından da mutlu olur arıları seven adam. Yaşamadığın şeyi bilemezsin, ama olurum herhalde diye düşünür. Yalan değil, sevgi konusunda hayatı kaçırdığını düşünür. Sen kariyerine odaklan gerisi gelir zırvalarına aldırış etmez. Ki zaten kariyerine odaklanmaya da uğraşır. Bunu söylemek kimsenin haddi değil diye düşünür bir zamanlar yazar olmak isteyen adam. Son zamanlarda bu dürtü geri gelmiş gibi hissediyor sanırsam. İster ama ne yazacağını bilmez. Ne yapsa hep bir eksik gelir. İçine sinmezse işi yarım bırakır ve başka bir işi yarım bırakmak üzere düşünür ve işe girişir. Nedendir bilinmez, sakız çiğneyen ya da toplum içinde eşofman ile çıkan insanların ciddiyetinden şüphe duyar. Ha bir de kaynaşma harflerini kullanmayanlardan. -Dondurma ister misin? -Neli? Ne? "y" harfi nerede? Neyli olacak işte. Dil konusunda takıldığı bu ufak şeyler onun alameti farikasıdır.

Kaygı atakları esnası dışında, her şeyin bir şekilde açıklığa kavuşacağını, çözüleceğini düşünür. Sessizce bankta oturmayı seven bu adamın şefkate bağımlı olduğunu söyleyebilir miyiz? Söylersek eğer: sevginin olmadığı zamanlarda bazı şeyleri atlatmış olmasına ne diyeceğiz? O halde sevgiye bağımlı değildir. İhtiyacı vardır. İhtiyacı olan bir insanın da elde edemediği şeyleri istemesi hakkıdır. Etik değerler çerçevesinde. Buna bayılmasa da etiği değerlendirmeye bile almadan insanları yargılar bazen. Ön yargı hayat kurtarır der kendisi. Tabii bu önyargıyı zeka seviyesi ortalama bir insanın yapması halinde felaketle sonuçlanabileceğini de bilir. 

02.11.2023

Etrafta kaçırdığım bir telaş var gibi hissediyorum. İçimden bir şey o karmaşaya girmeye engel oluyor gibi. Bu iyi bir şey sanırım. Hava sevdiğim gibi kapalı ile açık arasında, az yağmurlu. Bir şey için harekete geçmem gerekiyor gibi hissediyorum. Bunun ne olduğuna emin değilim. Sonuçlarına katlanarak bir cesaret örneği göstersem ya. Kaybetme korkusu burada devreye girip beni kucaklayıp bir kenara bırakıyor. Oradan buraya gelme demiyor. Bunu demediği için de beklemeden sürekli deniyorum. Es versem bazı şeyler daha kolay olacak gibi.

Ne kadar çok aptal insan var, tahmin bile edemezsin. Ucubeliklerini gizleme gereği bile duymuyorlar. Çoğunluğa ayak uydurmanın gerekliliği bu çünkü. Bir süredir kendine zarar verme isteğimden uzaklaşmış bulunuyorum. Artık sanki daha sanki daha sakin olsam diye iç geçirmelerimin karşılığını aldım sanırım.

10.11.2023

Günün aydınlığı, gecenin karanlığı ile ruh hali değişen tiplerden değilim demiştim. Ama sanırım biraz yanılmışım. Tam olarak hangi kısmında yanıldım bilmiyorum. Yazma arzusu gelip geçiciydi ve geçti mi, onu da kestiremiyorum. Ama hala sessizce bankta oturmayı seviyorum. Bazen bu bir bank değil, taş parçası da oluyor. Gövdem ya bir topluluğa -gelen geçen insanlara- ya da geniş bir araziye bakmalı elbet. Bazen sadece ne düşündüğümü düşünüyorum. Kafamı meşgul ettiğime değecek bir şey mi acaba diye. Kafamı meşgul ettiğime değecek bir şey değilse unutuyorum genelde, ne düşündüğümü düşünürken. Hayatımda bana sunulan ya da kendime sunduğum kararlara yönelirken hissettiklerim: sürekli izlediğin bir arazinin içerisine girip gezmemek gibi. Bunun için pek bir cesaret gerekmiyor oluşu: daha gerçekçi ve asıl olan sebebin ne olduğunu düşünmeye itiyor beni. 

Bazen sadece gitmek istiyorum. Yolda düşünmek için. Vardığım - varacağım yer önemli değil. Ama sanırım bunu daha önce söyledim. İnsanlar neyin basit, neyin zor olduğunu anlamak için kendilerini rehber alıyorlar. Oysa zorluk da kolaylık da oldukça değişken bir kavram ikilisi. Aşkı bulabilecek miyim diye düşünürken karamsar olmuyorum. İyimser de olmuyorum ama. Genel olarak karamsar gözüksem de bu gibi bir konuda değilim. Bu en çok da beni şaşırtıyor. 

Esen rüzgarı seviyorum. Sıcak - soğuk fark etmiyor. Saçlarımın rüzgara direnirken yüzüme çarpmasını seviyorum. Ve bunu çoğu şeyde olduğu gibi sessiz seviyorum. Acaba ben insanları da mı sessiz seviyorum? Sanırım öyle diyebilirim.

27 Kasım 2022 Pazar

Bipedalizmde Foramen Magnum'un Orta Eksene Kaymasının Sebebi Notları

 Anatomik ve Fizyolojik Evrimin Ters Düşünülmesi - Ters Hipotez



Örnek üzerinden gidersek düşüncem şu:

Primatlarda foramen magnum deliğinin; bipedalizm süreci meydana gelirken başın arkasından ortaya doğru kaydığı söylenir. Bu şahsımca çok havada kalmış bir varsayımdır. Benim varsayımım: Evrimsel sürecin üç ana temelinden birisi olan mutasyonun, daha büyük rol oynadığı yönünde. Basitçe benim varsayımım: Primatlar ayağa kalktığı için foramen magnum deliği ortaya kaymadı. Mutasyon sonucu, ortada foramen magnum deliği olan üye çoğalabildi. Ve genini aktardı. Bu varsayımımı yanlışlayabilecek kanıtlar; Kademeli olarak kemikteki değişimi gösteren fosiller olacaktır.

Bipedalizmle ilgisi olan pelvis kemiğinin genişlemesi de bu şekilde gerçekleşmiş olabilir. Hatta pleiotropik bir gen buna sebep olmuş olabilir.



16 Nisan 2022 Cumartesi

İklim Değişikliği ve Nüfus Artışı İle İlişkisi

 Dünya'nın, yalnız iklim değil; ekonomik, toplumsal ve uluslararası sorunlarının başlıca nedeni nüfus artışı sorunudur. Her ne kadar dünya halkının refah seviyesi belli seviyenin üstünde olan kısmı bunun etkilerini hissetmese ya da görmezden gelse de; bu sorun her canlıyı etkileyen, önüne geçilmesi gereken bir sorundur. Bu konudaki çeşitli kurguların; toplum içinde dolaştığına ve ülkelerin gizli gizli nüfus sorununa çözüm aradığına, nüfusu azaltmak için çeşitli yollar denediğine dair söylentilere rast gelmiş olabilirsiniz. Pek tabii bu söylentiler gerçek de olabilir.

 İnsanlar, özellikle çevreyi etkileyen sorunların etkisini çok geç hissediyorlar. Bilim insanlarının da işi; sorunları öngörmek ve çözüm sunmak olduğundan, bilim insanlarının önerilerini dinleyen toplumlar sorunlarını büyümeden halledebiliyorlar. Şu anlık dünya nüfusunun; bir sorun olmadığını, sadece kaynakların adil paylaşımında sorun olduğunu söyleyen bilim insanları da var. Fakat refah yaşayan toplumlar, bir şekilde kullanılan toplumlar sayesinde refah yaşadıkları için: nüfusun bir sorun olduğunu söyleyen bilim insanlarına hatta bunu dile getiren vatandaşlara, yanlış düşündüğü ve bunun bir insan hakkı ihlali olduğunu söylüyorlar. TÜİK verilerine göre, Türkiye nüfusunun 2050 yılında 93 milyon olması bekleniyor. Farklı senaryolara göre 104 milyon- 110 milyon gibi rakamlar da mevcut. Dünyadaki durum ise, 2050 yılında 9 milyar 306 milyon kişiye ulaşması yönünde. Şu an yaklaşık 8 milyar olan nüfusa göre; 28 yılda 1-1,5 milyarlık bir artış hayli yüksek bir oran.


Nüfus artışı özellikle ekonomik olarak öyle büyük bir sorun ki; bu sorun yaşanmasa dünyanın sırtından olağanüstü bir yük kalkacak durumda. Çünkü üretimin, tüketimin ve tüketim artıklarının ne kadar fazla olacağı nüfusa bağımlı olmakla beraber; artıkların birikiminin yanında yok edilmesi eser miktarda kalıyor ve sonu gelmeyecek bir atık birikimi yaşanıyor. Diğer bir yandan; doyurulacak boğaz sayısı arttıkça üretim için gereken hammaddelerin doğadan karşılıksız alınması da artıyor, dolayısıyla atıklar da olağanüstü sayılara ulaşıyor. Her ne kadar bazı medeni ülkeler, doğaya olan borçlarını ödemek için çaba sarf etseler de; çoğunluk bunu gerçekleştirmedikçe yararımıza bir gelişim olabilmesi pek olası değil. Üretim için kullanılan hammaddelerin hepsi doğadan karşılansa, böyle bir durum yaşanmayabilirdi. Kaldı ki hepsi doğadan karşılanmıyor. Bu konuda denebilir ki: "Petrol ve türevlerinin; ucuz hammadde, kolay üretim adına açgözlülükle sömürülmesi, insanoğlunun kolaycılığının tarihteki en büyük yansımasıdır."


Doğayla Uyum İçindeki İnsanın Hammaddeye Erişimi


Doğayla uyum içinde yaşayan insanlar; bir şeyler üretmek için gereken hammaddeleri doğadan karşılarken, tamamen sömürmemek ve süreklilik için yaşam biçimlerine göre stratejiler geliştirmiştir. Bu stratejiler göçebe insan için; bir bölgedeki hammaddeleri öğrenip bir kısmını kullandıktan sonra yer değiştirmesi; yerleşik toplum için ise, insanlık tarihini büyük ölçüde değiştiren stratejilerden birisi olan tarımdır. Tarım, yerleşik hayatın gerekliliklerinden biridir. Yerleşik hayata geçiş ve tarım sayesinde; nüfus artışı hızlanmış ve toplulukların yeryüzüne yayılış alanı genişlemiştir. Sebebin açıklaması ise: üretilen gıdanın depolanabilmesi, topluluk içinde ve dışında alışverişler olmasıdır.



Nüfusun iklime etkisi ise; hammaddelerin yanlış kullanımı, aşırı tüketim ve bunun sebep olduğu kirlilik birikimidir. Bu konudaki sorunun sebebini kaynakların adil kullanımına bağlayan bilim insanları, kirlilik birikimi gibi sorunlara ekstra çözüm aramaktadırlar. Oysa ki diğer şekilde sorunu belki de kalıcı olarak çözebiliriz. Tabi burada devreye etik girdiği için her önerilenin de uygulanmasından önce bir filtreden, denetimden geçmesi gerekir. Bilimin önerileri doğru önerilerdir fakat etik konusu bu kesinliği bozmaktadır.




31 Aralık 2021 Cuma

İnsan Evriminde Bipedalizm'e Geçiş ve Aile Yapısının Oluşmasıyla İlişkisi

Bilim camiasında öne sürülen hipotezler; bilimsel olması açısından daima şüphe ile kontrol edilir. Çünkü rasyonel olarak gerçeğe ulaşmanın tek yolu şüphe ile kontroldür. Böylece olası her hatanın önüne geçilir. 

  Canlılar evrimsel süreçte bazı zor zamanların üstesinden birlik olarak gelmiş, bazı canlılar bu durumun avantajını bir yaşam şekli haline getirmişlerdir. Alglerin ve mantarların karşılıklı yarar sağlayarak oluşturdukları birlikteliğe liken denir. Likenler bu durumun bir örneğidir fakat liken asla kendi başına bir canlı değildir. İki canlı arasında süren bir birlikteliktir.

 İnsanlar da; avcılık, toplayıcılık ve birden fazla insan gücüne ihtiyaç olan; inşa etme, yırtıcılara karşı kendini savunma gibi durumlarda birlik olmanın avantajını kullanmışlardır. İnsanların bir araya gelme iç güdüsü: bir işi birden fazla insanın ortaklaşa yapmasının daha az enerji gerektiren bir iş yapma şeklinden dolayı ortaya çıkmıştır. İnsan dışında, daha eski bir örneği doğadan verirsek; karşılıklı yarar sağlayan türlerin bir arada yaşamaları diyebiliriz. Az önce belirttiğimiz mantar - alg birlikteliği olan liken de bu duruma iyi bir örnektir. Doğa, doğal olarak ekonomik işler. Birbirleriyle karşılıklı alışverişle yaşadıklarında daha başarılı olan canlılar bu yolu seçerek evrimleşmişlerdir.

İnsanlar arasındaki birliğin; küçük ve özel bir örneği olan aile yapısının ilk oluşma aşaması da oldukça ilginç bir evrimsel adaptasyona dayanır, bipedalizm. Bipedalizm, yani iki ayak üzerinde durma, dişinin anatomik yapısında kritik bir değişime sebep olmuştur. Dört ayak üzerinde, yani iki el iki ayak üzerinde dururken; dişideki pelvisin açıklığı doğum için uygun yapıdaydı ve yavruların kafası henüz pelvisi esnetecek kadar büyük değildi. Fakat evrimsel süreçte hem güvenlik hem de yeni besin kaynakları bulmak için iki ayak üzerine kalkmak, pelvis yapısını daha dar bir açıklık oluşturacak şekilde değişmesi için teşvik etti. Bu süreçte ayrıca beynimiz de büyüdüğü için kafamız da büyüdü ve dişinin yavruyu doğurabilmesi için pelvisin esneyebilmesi gerekiyordu. Pelvis hem geniş olup hem de iki ayak üzerinde duramazdık. Çünkü dişilerin yürümesi, yırtıcılardan kaçması zor olacaktı. Ve nesli devam ettirebilme başarısı tehlikeli derecede düşecekti. Bu süreçte elbette dişilerin yürümesi, koşması bir noktada aksadı. Erkekler; normalde tek görevi olan dişiyi döllemeyi gerçekleştirdiklerinde terk eder, yeni dişi ararlardı. Çünkü doğasında bu vardı. Fakat nesil devamı bu durumda tehlikeye girdiği için yırtıcılardan kaçamayan dişiyi, dolayısıyla yeni nesli devam ettirecek yavruyu korumak için terk etmemeliydi. Böylece aile diyebileceğimiz o özel yapı oluşmaya başladı. İnsansıların doğası; dişilerde anatomik olarak, erkeklerde cinsel davranış olarak değişime uğradı. Artık erkeğin olabildiğince dişiyi döllemesi değil ailesini koruması doğal bir durum haline geldi. Aksine de aldatma dedik. Doğadaki çeşitli stratejilerin avantaj olmasının yanına da birlik olmak eklendi. Özellikle insansılar ve insanlar için...

 Sonuçta başarılı olmanın temel sebeplerinden birisi birlik olmaktı. Yerleşik hayata geçmiş olan bizlerdeki birlik olma içgüdüsü zaman geçtikçe körelmiş ya da belli başlı konulara indirgenmiş oldu. Yerleşik hayata geçme, teknolojik gelişmeler, keşifler yeni iş alanları ortaya çıkarttı. Böylece az bir iş varken çok fazla ortak noktası olan insanların ortak noktaları gittikçe daha fazla seyrelmiş oldu, bazı ortak yönlere sahip ufak topluluklara ise arkadaşlık dedik.


Bu, bilimin; öngörülebilirliği, geçmiş izlerden sadece bir kaç bilgiyle projeksiyon yapabilmesi ve aile gibi özel bir yapının nasıl oluştuğunu bize anlatabilmesi, oldukça etkileyici ve ilham verici olmalı...

22 Aralık 2021 Çarşamba

Sinek Kuşları Notları


    Ebabiller takımının sinek kuşugiller familyasında yer alan; Dünya'nın en küçük kuş türünü de içeren sinek kuşlarının muazzam hızlı metabolizmaları vardır. Bu sebepten ötürü sürekli beslenmek zorundadırlar. Sinek kuşları günde yaklaşık 3.14 - 7.6 kalori tüketirler. Eğer biz, bir sinek kuşunun metabolizmasına sahip olsaydık; bu harcanacak enerjiyi karşılamak için günde yaklaşık 150.000 kalori tüketmemiz gerekirdi. Yani sinek kuşlarının metabolizma hızı bizim metabolizma hızımızın yaklaşık 70 katıdır. En küçük türü olan arı sinek kuşlarının boyu ortalama 5 - 6,1 santimetredir. Bozuk para ağırlığında olmaları ve vücut ağırlıklarının % 25'inin güçlü göğüs kaslarından oluşması bu kuşları müthiş uçma yeteneğine sahip canlılar haline getirir. Havada 80 km/saat sürate ulaşabilen bu kuşlar ayrıca geriye doğru uçabilen tek kuş olma özelliğine sahiptir. Normalde kuşlar kanatlarını aşağı - yukarı çırparlar. Fakat sinek kuşları tıpkı böceklerde olduğu gibi kanatlarını ileri- geri çırparak havada yatay bir 8 (sekiz) çizerler. Kaynaklara göre farklılık göstermesiyle birlikte kanat çırpma sayıları saniyede 10-15 defa ile 80 arasındadır. Rekor seviyede; saniyede 80 kez kanat çırpma örneği Calliphlox amethystina türündedir. Böceklerde saniyedeki kanat çırpma miktarı yüzlere hatta binlere kadar çıkar. Fakat bir kuş için en hızlısı sinek kuşlarıdır. Ayrıca sinek kuşları, homeotermik (sabit vücut sıcaklığı) canlılar arasındaki vücuduna oranla en yüksek metabolizmaya sahip canlıdır. Sinek kuşlarının en iyi olduğu kulvar bir kaç tane değildir. Bir diğeri de dil uzunluğudur. Vücuduna oranla dünyanın en uzun diline sahiptir. Bu bir insanın 1 (bir) metre dili olmasıyla eştir. Uzun sivri, iğne şeklindeki gaga; nektarlarla beslenen kuşlarda ortak bir özelliktir. Ucu çatallı dilleriyle nektarlarla beslenen sinek kuşları ise sürekli beslenmek zorundadırlar çünkü dediğimiz gibi metabolizmaları çok hızlıdır. Bu metabolizmanın hızını; kalp atımının dakikada 1260'a kadar çıktığını düşünürsek, bu denli enerji alımının zorunlu olduğunu söyleyebiliriz. 

Çok küçük ve çok hafif olmaları bazı koşullarda bireyler arası rekabeti tetikler. Tropik bölgelerde yaşam sürdürdüklerinden bu koşullardan başta geleni yağmurdur. Beslenirken havada durmak zorundadırlar ve bir yağmur damlası dahi dengelerini bozabilmektedir. Bu yüzden yağmur esnasında beslenme zorlaşır. Rekabet, yağmur biterken en yoğun noktasına gelir. Çünkü yağmur yağarken sabit duramazlar, tüyleri ıslanacağı için kanat çırpmak zorundadırlar. Bu enerji kaybı da yağmur sonrasındaki sıkı rekabeti beraberinde getirir. Havada asılı durmak için gereken enerji, neredeyse Dünya'daki tüm aktivitelerden daha fazladır. Bizim böyle bir enerji tüketimine dayanabilmemiz için dakikada bir kutu gazlı içecek içmemiz gerekir. Bu enerji alımı mümkün olduğunca kesintisiz olmalıdır, eğer sinek kuşları 10 dakika gıda almazlarsa bu enerji tüketimiyle yaşamsal aktivitelerini kaybedebilirler. Uzun göç dönemlerinde hayatta kalabilmek için yedek besin olarak yağ depolarlar. Bu depolama, vücut ağırlıklarını % 45 - 50 oranında artırır ve sonuçta maksimum uçuş süresini uzatmış olurlar. 800 kilometre hiç durmadan göç uçuşu yaptıkları gözlenmiştir.  Ayrıca beslenmedikleri gece vakitlerinde, kış uykusuna benzer bir uyuşukluk durumuna girerler. Bu esnada kalp atışlarını dakikada 80 - 150' ye kadar düşürebilirler. Oransal ifade edersek; geceleri metabolizmalarını, normal metabolizma hızlarının 1/15'ine kadar düşürebilirler. Bu müthiş bir metabolizma kontrolüdür ve yüzey alanı - vücut ısısı ile ilişkilidir.

Dişi Sinek Kuşlarının Evrimsel Adaptasyonu 

Bir araştırmaya göre dişi sinek kuşları, erkek sinek kuşlarının çiftleşmek için rahatsız etmesini önlemek adına bir adaptasyon geçirmiş. 

İncelenen türün erkekleri, parlak mavi kafa ve boyuna sahipken, türün dişileri normalde düz renklere sahip olması gerekiyor. Fakat türün dişilerinin %30'u erkekler gibi parlak mavi renklerde olduğu gözlemlenmiş. Dolayısıyla erkeklerin bu parlak renkli dişileri daha az rahatsız ettiği görülmüş. Bu sayede dişiler daha uzun süre beslenebilmişler. Araştırıcılar; dişilerin bu adaptasyonu erkekleri etkilemenin aksine ilgiden uzak kalabilmek ve daha sık beslenebilmek için geliştirdiğini düşünüyor. 

20 Aralık 2021 Pazartesi

Birlik Olma İçgüdüsü ve Kültürel Düzeyle İlişkisi

 İnsanların bir araya gelme iç güdüsü, bir işi birden fazla insanın ortaklaşa yapmasının daha az enerji gerektiren bir iş yapma şeklinden dolayı ortaya çıkmıştır. İnsan dışında, daha eski bir örneği doğadan verirsek; karşılıklı yarar sağlayan türlerin bir arada yaşamaları diyebiliriz. Doğa, doğal olarak ekonomik işler. Birbirleriyle karşılıklı alışverişle yaşadıklarında daha başarılı olan canlılar bu yolu seçerek evrimleşmişlerdir. İnsanlar da; avcılık, toplayıcılık ve birden fazla insan gücüne ihtiyaç olan inşa etme gibi hayatını devam ettirmek için iki ayrı yolu seçen grupları da ayrıca tanımlarız. Sürekli göç eden insan topluluklarında; örneğin civarı keşif için bir grup, gıda ve su kaynaklarını keşfedecek bir grup, güvenlik için bir grup gibi yine grup içinde grup oluşturmuş olabilirler. Sabit yaşayan topluluklar da iş bölümleri değişebilir. Örneğin göçebelerde yuvayı güvenlik altına alan dişiler, yerleşik hayatta gıdadan da sorumlu olmuş olabilirler.



 Sonuçta başarılı olmanın temel sebeplerinden birisi birlik olmaktır. Yerleşik hayata geçmiş bizlerde zaman geçtikçe birlik olma içgüdüsü körelmiş ya da belli başlı konulara indirgenmiştir. Yerleşik hayata geçme, teknolojik gelişmeler, keşifler yeni iş alanları ortaya çıkarmıştır. Böylece az bir iş varken çok fazla ortak noktası olan insanların ortak noktaları gittikçe seyrelmiştir. Zaten birliğin sayıca indirgenmiş haline arkadaşlık demiyor muyuz? 

Peki başarılı olmak artık o kadar ilkel tanımı olan bir kavram mı ? Değil elbette. Bir kavramın da değiştiğini bu şekilde gösterebiliriz.

Modern dünyada da bir araya gelme yine ortak yönlerin varlığıyla gelişir. Ve bu ortak yönler, birliğin içindeki yoğunluğuyla farklılık gösterir. Bu yüzden diyebiliriz ki: Kültürel düzey arttıkça birlik olma kavramı azalır ya da birlik olma ihtimali azalır.


Peki toplumun çoğunluğunu oluşturan, düşük düzey kültürel varlığa sahip kısmı, bu kadar birlik olma içgüdüsüne sahipken; kültür düzeyi fazla bireyler arasında birlik olma kavramı neden bu kadar azdır? Sebebi olan ortak yönleri özelleştirirsek: Zevklerin, eğlence anlayışlarının hatta beslenme alışkanlıkları ve çeşitliliğinin farklı olması diyebiliriz. Düşük düzeye sahip bireyin her hangi bir konuda fanatik olması, kültürel düzeyi yüksek insanın daha çok objektif yaklaşabilmesi gibi bir örnek verebiliriz. Ki bu her zaman böyle değildir. Bu çeşitliliğin sebebi oldukça farklı bir konu olduğundan daha detaylandırmayacağım.


Sonuç olarak, birlik olma, başından beri yarar sağlayan ama gerek toplumun yaşayış şekli, gerek iş alanlarının farklılığı, kültürel farklılık gibi çeşitlenmeler: Birlik olma kavramını özelleştirmiştir.


16 Aralık 2021 Perşembe

Neden Neandertaller bizim gibi başarılı olamadı ?

   Başarılı olmak canlılar dünyasında hayatta kalmaktan ibaret diyemeyiz. Önemli olan genlerini gelecek nesle aktarmaktır. Böylece canlının hayatta kalmasının bir anlamı olacak ve gelecek nesil için bir çeşitlilik ortamı oluşturacaktır. Çeşitliliğin önemini anlaşılır bir şekilde anlatmak istersek şöyle diyebiliriz: türler genlerini bir şekilde aktarmayı başarırlar. Ve aktardıkları genler hem gerekli hem gereksiz özellikleri içerir. Örneğin bir kedi türü iyi kamufle olmayı aktarmış fakat hızlı koşmayı (kendisinde de o özellik olmadığından) aktaramamış olabilir. Bu kedinin gerçek bir avcı olabilmesi için ayrıca hızlı da koşması gerekir. Ve bu yavru yeterince hızlı koşamadığı için elenir. Onun yerine iyi kamufle olan ve ayrıca hızlı da koşan bir kedi türü , aktaracak kadar uzun yaşayabilir. Çeşitlilik ise şuradadır: hem kamufle olabilen hem hızlı koşabilen canlı daha fazla üreme fırsatı bulur ve bu üremelerin sonucunda; örneğin tür aslında düz renkliyken benekli ya da çizgili yavrular çeşitli mutasyonlar ya da bastırılmış olan genlerin etkin hale geçmesiyle oluşur. Ayrıca bu canlılar hem kamufle yeteneğini hem hızlı koşma yeteneğini kaybetmez ise çeşitlilik ortaya çıkmış olur. Belki onlara da ileride; kaplan, çita, leopar gibi isimler konulacaktır. Sonuçta onların ataları başarılı olmuşlardır. Bir de ataların başarısız olmaları durumu var tabi. Başarısız ataların bu süreçte tek katkıları türünün devamını sağlayamamaları olmuştur.

" İnsanlar mükemmel olarak nitelendirdiği canlıların geçmişteki hallerini ya da evrimsel süreçteki her halini görselerdi, bu "mükemmel" fizyolojiye ulaşmasındaki sebebin o canlının atalarının yeterince iyi olmaması olduğunu görürlerdi." 

Günümüzde bu başarı insan eliyle yapay olarak sağlanıyor ya da kim başarılı kim başarısız bunu insanlar belirliyor. Amaca yönelik üretilen farklı köpek ırkları; güvenlik için güçlü köpekler, göz zevki için sevimli, güzel kılları olan köpekler seçilir. Bir diğer örneği de ineklerde süt verimini arttıran yapay seçmelerdir. Bu sayede insan ihtiyaçlarını doğadan karşılamanın daha farklı, hileli bir yolunu bulmuştur. 


  Peki Homo neanderthalensis neden Homo sapiens gibi başarılı olamadı? Sebebi bizim gibi sözlü iletişim kuramamaları mıydı? Beslenme alışkanlıklarının farklılığından kaynaklı mıydı? 

Homo neanderthalensis'in neredeyse Homo sapiensis kadar duyabildiği ve sesli iletişim de kurabileceği düşünülüyor. Sözlü iletişim olduğuna dair herhangi bir kanıt henüz yok. Sadece bir takım seslerle de anlaşmış olabilirler. Neandertalların başarısızlığının sebebi dil demek, şu an için çok zor ve aydınlatılmamış bir konu üzerinden yorum yapmak olur. Fakat gıda yelpazesinin dar olması bu konuda yorum yapmak için daha doğru bir seçim olacaktır. Çünkü neandertalların beslenmesinde etin yeri oldukça fazladır. Sebze, meyve, tohum yeseler de; sapiens kadar yeniliğe açık olmadıklarından dolayı zor kış dönemlerini geçirememiş olabilirler. Yine de neandertallerin neden ortadan kalktığı hala tartışılan, araştırılan bir konudur. Bu yüzden başarısızlıkları konusunda yapacağımız yorumlar da kısıtlıdır.